Hepatit Taramalarına Önem Vermeliyiz

Kronik hepatit B’nin; kronik karaciğer hastalıklarının kabaca yarısından sorumlu olduğunu, ülkemiz için gerçek bir toplum sağlığı sorunu olduğunu ve buradaki en önemli problemin de hastaların hekime ulaşmasıyla ilgili olduğunu vurguladım. Dolayısıyla, farkındalık sorunumuz önemli. Kronik karaciğer hastalıklarının büyük ekseriyeti sessiz, sinsi seyrettiği ve ciddi bir şikayete yol açmadığı için ileri evre karaciğer hastalığı gelişinceye kadar maalesef hastalar hekime başvurmuyorlar.

 

Sayın Hocam sizi tanıyabilir miyiz, akademik kariyerinizden bahseder misiniz?

1982 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 1985’te aynı fakültede İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda ihtisasa başladım.

O tarihten beri İstanbul Tıp Fakültesi’nde çalışmaya devam ediyorum. 1990 yılında gastroenteroloji yan dal asistanlığına başladım, 1993’te gastroenteroloji doçenti, 1999’da profesör oldum. Halen aynı bilim dalında çalışmaya devam ediyorum.

 

Hepatit konusunda dünyada ve ülkemizde nasıl bir gelişim yaşanıyor?

Ülkemizde viral hepatitler (hepatit B virüsü, delta virüsü ve C virüsü), kronik karaciğer hastalıklarının kabaca üçte ikisinden sorumludur. Dolayısıyla viral hepatitler, ülkemizin gerçek bir sağlık sorunudur. Hepatit B virüsü, daha sık görüldüğü için hepatit C’ye kıyasla daha önemli bir problemdir. Türkiye’de hepatit B virüsü taşıyıcılık oranı %4’tür. Bu oran, dünya ölçeğinde değerlendirildiğinde, orta derecede bir sıklığa karşılık gelir.

Ülkemizde, kabaca 3 milyon kişi hepatit B virüsü taşımaktadır. Ancak nüfusun üçte biri (%32) hepatit B virüsü ile karşılaşmış, tanışmış durumdadır.

Bu kişilerin büyük bir çoğunluğu, hepatit B virüsünü 6 ayın sonunda vücudundan atar ama geri kalan %4’ü taşıyıcı olmaya devam eder.

Hepatit B virüsüyle enfekte kişilerin kabaca %5-6’sında da delta virüsü asalak olarak bulunur.

Hepatit B virüsü, Türkiye’deki kronik karaciğer hastalıklarının yaklaşık olarak %45’inden tek başına; delta virüsü ile birlikte de yaklaşık olarak yarısından sorumludur

 

Tanı konusunda ne gibi gelişmeler söz konusu?

Tanıyla ilgili imkanlar bakımından ülkemizdeki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Viral hepatit etkenleri olan hepatit B virüsü, hepatit C virüsü ve delta virüsü, kronikleşen enfeksiyona yol açarlar. Bütün viral hepatitlerin tanısı serolojik testlerle konur. Bu testlerin kullanımı veya bu testlere ulaşılmasıyla ilgili ülkemizde hiçbir sıkıntı bulunmamaktadır.

Sorun; enfeksiyonu taşıyanların tespit edilmesi ve bu kişilere testlerin uygulanmasıdır. Farkındalık konusu aşıldığında veya ilerleme sağlandığında, toplumun büyük ekseriyetinde bu virüslerle enfekte olanlar tespit edilebilecektir.

Dolayısıyla, ülkemizde şu anda asıl sorun tanı metotlarına ulaşmak veya tanı metotlarını uygulamak noktasında değildir.

Bu testleri en iyi, en güzel şekilde yapabiliyoruz. Üstelik ülkenin her tarafına yayılmış laboratuvarımız da var. Sorun; hastaların bize başvurması noktasında yani farkındalık sorunu.

Karaciğer Araştırmaları Derneği’nin yaptığı çalışmada, hepatit B ve C virüsü taşıdığını bilenlerin oranının %11-12 olduğu görüldü. Yani %85’in üzerinde bir çoğunluk, bu virüslerle enfekte olduğunu bilmiyor. Ülkemiz açısından asıl sorun bu farkındalık konusudur.

 

Tedavide entekavirin yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Entekavir, ağız yoluyla alınan bir anti-viraldir. Hepatit B virüs replikasyonundan sorumlu DNA polimerazı inhibe eder. Ülkemizde, entekaviri 2006 yılından beri kullanıyoruz.

Entekavir ve tenofovir, hepatit B virüs enfeksiyonu için kullanılan hem potent hem de direnç riski sıfıra yakın olan ajanlardır. 7-8 yıl entekavir kullanan kronik B hepatitli hasta gruplarında direnç oranı kabaca %1.2 seviyesindedir.

Dolayısıyla, pratik olarak bir direnç sorunuyla karşılaşmıyoruz. Etkisinin hızlı ortaya çıkması, hızlı başlaması ve direnç riskinin çok düşük olması nedeniyle bizim iyi sonuçlar aldığımız ve tedavide güvendiğimiz bir ajandır.

 

Ülkemizde hastaların tedaviye uyumu nasıl? Tedaviye uyumun artması için neler yapılabilir?

Kronik B hepatitli bir hastaya oral anti-viral başlarken, tedavide hedeflerimiz oluyor.

İlk hedefimiz; hastanın HBV DNA’sını negatifleştirmektir. İkinci hedefimiz, HBe antijeni, anti-HBe serokonversiyonunu sağlamak, üçüncü hedefimiz ise hepatit B yüzey antijeninin kaybını sağlamaktır.

Entekavir dahil potent antiviraller kullandığımızda, HBV DNA baskılanmasını, hastaların çok büyük çoğunluğunda birinci yılın sonunda sağlayabiliyoruz. Nihai hedefimiz olan HBsAg kaybı, maalesef çok düşük oranlarda ve tedavinin ancak uzamasıyla elde edilebiliyor. HBe antijen pozitif hastalarda; tedavi süresinin 4-5 yıla uzamasıyla, ülkemizde kabaca %3-5 oranında bir yüzey antijeni kaybı elde ediliyor. Batı ülkelerinde biraz daha yüksek oranlar görülüyor.

E antijen negatif hastalarda ise ilk 5 yıl yüzey antijen kaybı hemen hemen görmüyoruz. 5 yıldan sonra ancak HBs antijen kaybı temin edilebiliyor.

Hastalar nihai hedef olan HBs antijeni kaybına kadar ilaç almaya devam edecekleri için bir oral antiviral başladığımızda tedavi süremiz belirsizdir; ucu açık bir tedavidir.

Hastaya en başta tedavinin özelliklerini çok iyi anlatmamız gerekiyor. Hasta bir maratona çıktığını, burada belli kurallara uyması gerektiğini baştan bilmelidir. Hasta her gün düzenli olarak ilacını alırsa HBV DNA’yı sürekli negatif tutabilir.

Potent ve direnç gelişmeyen bir ajan olan entekavirle tedaviye başlandığında, ilaç düzenli alınırsa, HBV DNA devamlı olarak negatif kalacaktır. Bu, karaciğer hastalığının iyileşmesini, histolojik anormalliklerin gerilemesini getirecektir. Bugün, histolojik sirozu olan hastaların bile düzeldiğini, gerilediğini tecrübelerimizle biliyoruz.

Tedaviye uyum ve düzenli ilaç kullanmak, hastada hedeflediğimiz başarıların sağlanabilmesinin en önemli koşuludur. Ama maalesef kronik ve uzun süreli bir ilaç kullanımı söz konusu olduğundan, %10-20 oranında tedaviye uyumsuzluklara rastlıyoruz. Bu esasında küçümsenmeyecek bir orandır.

Tecrübelerimiz, hekimin hastasına vakit ayırması, tedavideki beklentileri ve bu beklentilerin gerçekleşebilmesi için hastanın uyması gereken kuralları sürekli hatırlatması halinde tedaviye uyumun son derece yükseldiğini gösteriyor. Hastaya yeterli vakit ayrılmaz ve ayaküstü değerlendirmeler olursa hastanın tedaviye uyumunda sıkıntılar görüyoruz.

 

Hepatit konusunda toplumsal bilinci nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu bilinci artırmak için hekimlere ve sağlık konusundaki karar vericilere ne gibi görevler düşüyor?

Kronik B hepatitin; kronik karaciğer hastalıklarının kabaca yarısından sorumlu olduğunu, ülkemiz için gerçek bir toplum sağlığı sorunu olduğunu ve buradaki en önemli problemin de hastaların hekime ulaşmasıyla ilgili olduğunu vurguladım.

Dolayısıyla, farkındalık sorunumuz önemli. Kronik karaciğer hastalıklarının büyük ekseriyeti sessiz, sinsi seyrettiği ve ciddi bir şikayete yol açmadığı için ileri evre karaciğer hastalığı gelişinceye kadar maalesef hastalar hekime başvurmuyorlar

Dolayısıyla, değişik gerekçelerle yapılan taramalar, hepatit B virüsü taşıyanların tespit edilmesi için büyük önem taşıyor. Risk grubunda olan kişilerin de mutlaka test yaptırmaları gerekiyor.

En önemli risk grubu, ailesinde karaciğer hastalığı olanlardır. Akrabalarında karaciğer hastalığı olanlar, hepatit B ve hepatit C virüsü taşıyıp taşımadığıyla ilgili tarama testlerini mutlaka yaptırmalıdırlar.

Bunun dışında; kan alma öyküsü, ameliyat öyküsü, diş tedavisi, hastanelerde sık bulunması, hijyenik olmayan ortamlarda manikür, pedikür, dövme yaptırmak, sık enjeksiyonlar, çok partnerli cinsel ilişki gibi durumlar enfeksiyon açısından risk yaratır. Dolayısıyla, kişinin geçmişinde bu tarzda özellikler varsa mutlaka hepatit B ve hepatit C virüsleri yönünden taranmalıdır.

Toplumda gizli kalmış enfekte olmuş kişilerin ortaya çıkması böylelikle sağlanabilir ve bu kişiler aracılığıyla başka kişilere hastalığın geçişi engellenebilir.

Tedavi olmakta olan hastaları; hastalıkları hakkında bilgilendirmek, ilaçlarını düzenli kullanmalarının ve belirli aralıklarla kontrole gelmelerinin önemini vurgulamak gerekir. Rutin kontroller çok önemlidir.

Bazen hastalarımız şikayetleri olmadığı için rutin kontrollerine gitmiyorlar. Halbuki, anormallik gelişip gelişmediğini şikayetlerle değil tetkiklerle anlayabiliyoruz. Tetkikleri yapılmadan, kişinin şikayeti olmadığını düşünmesi bir anlam ifade etmiyor. Hastaların tetkiklerini belirli aralıklarla yaptırıp; konuyla ilgili bir uzman hekime sonuçlarını göstermelerini istiyoruz.

Türkiye’de hekimlerin, karar vericilerin ve ülkeyi yönetenlerin toplum sağlığını tehdit eden viral hepatitler konusunda tarama çalışmalarını ve farkındalığı artırmaya büyük önem vermeleri gerekiyor. Hekimin, hastanın ailesinde bir karaciğer hastası olduğunu öğrendiğinde veya diğer risk gruplarından birine dahil olduğunu öğrendiğinde mutlaka bu tarama testlerini yaptırması gerekiyor.

Ülkemizde, taramaya büyük önem vermeliyiz. Hepatit B başta olmak üzere hepatit C virüsü taşıyanların, tanısı konmamış vakaların ortaya çıkarılması gerekiyor.